29 Temmuz 2012 Pazar

İYİ misiniz? KÖTÜ mü?

mahkum deneyi- 2010- amerikan


Bugün yıllar evvel izlediğim en iyi filmlerim arasında dediğim bir filmin  2010 amerkan versiyonunu izledim. Filmi yıllar önce izlediğimde alman yapımıydı ve adı “deney” di sanırım deney ismini kullandıkları çok filmleri olduğu için yeni versiyonunda mahkum deneyi adını vermişler. Her neyse konu bu değil…
Film bir grup insanın para karşılığında 15 gün boyunca bir hapishanede mahkum ve gardiyan rollerinde yaşamalarını gerektiren bir deney üzerine. Fazla sürmüyor ve insanlar rollerine kendilerini kaptırıyorlar. Aslında filmlerden bu kadar çok zevk almamın nedeni gerçek yaşamda kötünün sonunu göremememiz yahut hayatın akışında doğru ile yanlışın birbirine karışıp ikinisi birbirinden ayırt edemememiz . yani şartlar olguları değiştirirken doğru yanlış , yanlışta doğru olabiliyor kimine göre. Ve biz ne kadar desekte o fark edemiyor. Filmlerde en fazla 120 dk içinde yanlış cezasını çekiyor. Belki bu bana zevk veriyor ve ben film izlemekten keyif alıyorum.
Mahkumlar 5 günde çığrından çıkıyor ve başroldeki gardiyan bir din adamı gibi yaşayan, annesine bakmakla sorumlu biri iken orda tüm bilinçaltını ortaya döküyor.
Aslında burda söylemek istediğim şu: insanlar tanımlanamaz. Ayşe iyidir fatma kötüdür diye bir şey yok. Sadece şartlar vardır. Tahrik ve baskı olmadığı sürece kim niye kötü olsun ki. Evet bende kimine göre kötüyümdür çünkü taraflarından hakkım yenmiş aşağılanmış görmezden gelinmiş yahut anlaşılamamış olabilirim. Benden bir çıkarları varsa; gerekli uyum sağlandığında veya kişi sindiğinde bastırıldığında dahası böcek gibi yaşadığında çoğu insan bundan şikayetçi olmaz . Dürüst yorumları duymak için benden uzak, tamamen benden beklentisi olmayan insanlar olmalıdır. Beni kullanan biri bana bu yaptığım ahmaklığın yanlış olduğunu niçin söylesin ki.
das experiment- deney- 2001- alman
Ve insanoğlu yaradılışından iyi midir kötü mü? Siz kendinizi hangi kefeye koyuyorsunuz. Siz iyi iseniz bu şartlarınız iyi olduğu içindir kendinize değerlerinize ve sahip olduklarınıza bir saldırı olmadığı içindir. Kendinizi savunduğunuzda bir tepkiyle karşılaşıyorsanız benliğiniz tehlike altındaysa yahut siz öyle hissediyorsanız kötü olduğunuz için kim sizi suçlayabilir. Yani ben bana yapılan saldırılara cevap verince bu beni gerçekten kötü ve tahammülsüz mü yapar.
Hani eskilerin deyimiyle ölende mi kabahat öldürende mi!!!!

A.OKUL



25 Temmuz 2012 Çarşamba

oruççç tutma beniiiii!!!!!

oruçmu tutuyorum oruçmu beni tutuyor bilmiyorum ama gerçekten beynim su kaynatmaya başladı. en kısa zamanda duruma ayak uydurur uydurmaz burda olacağım. hepinize kocaman sevgilerrrr:)))

16 Temmuz 2012 Pazartesi

SEÇİMLERİMİZ YAŞAMIMIZI BELİRLER...


Kısa yoldan da anlatılmaz ki bazı şeyler. Biliyorum bakıyorsunuz uzun uzun sıralamışım ama bağışlayın ben öğretmenim öğrendiğinizden, anladığınızdan emin olmam lazım. Anlamalı, açıklamalı, sonra soru sormalı, cevapları değerlendirmeli, sınav yapmalı falan filan işte.
Her neyse… Konumuz kaza kader. Her ne kadar sıradan ve bilindik gibi görünse de bence ennn bilinmeyen en çok tartışmaya müsait ve en gizem dolu (gibi görünen) bir konu. Evvela dinin yaşamımız olduğunu benimsemek lazım. Yani din hayatımızdan ayrı bir şeymiş gibi hani istersen olur istemezsen olmaz gibi seçme şansın olan bişi değil. Yani eğer Müslümansan bu şu anlama geliyor sen Kuranı Kerim’de yazılı olan her şeyi tartışmasız kabul ediyorsun demektir. Sonra gelelim asıl konuya ve niçin bu konuyu bugün seçtiğime:
Bugün hayat arkadaşımla rutin sohbetimizi güzel balkonumuzda yaparken seçimler ve kaderimizden bahsettik. Konular ordan burdan şurdan derken sanki çok zor bir konu anlaşılması güç bir şeyi çözmüş edasında konuşup durduk. Ama işin aslı böyle: yani kader dediğimiz şey nedir. Hani tanımı yapılır: alnında yazılı olan ve hiçbir gücün değiştiremediği. Bu tanım yanında bi sürü sorularla geliyor. Baştan çakılıp kalıyoruz orda – nası yani. Ben karar vermiyor muyum? Hani verdiğimi sanıp aslında birimi beni yönetiyor. O halde benim almadığım kararlardan dolayı niçin suçlanıyorum… - evet bu cevabı ayakta alkışlamak istiyorum. Bu kadar basit. Tabi ki senin almadığın bir karardan dolayı suçlanamazsın. İşte cevap bu ama neden bilmem insanlar bunu anlamakta güçlük çekiyor. Örneklerle anlatmak istiyorum. Adamla tanışıyorsun. Tabi nerde nası bi durumda tanıştın çok önemli. Yani adamı meyhanede tanıyıp ben 5 vakit namaz kılarım demesine aldanacak kadar aptalsan bu senin kararındır ve aptallığının cezasını sarhoş bir adamın kahrını çekerek ödersin. Yahut bir karış eteğiyle file çorap giymiş bir kız sizinle konuşurken arkadaşınıza kur yapıyorsa bunun size sadık olmayacağını da anlarsınız herhalde.. Ama inatla cazip gelen yönleriyle alınan kararlar sonrasında adam sana tüm çirkinliklerini uyumsuzluğunu kabalığını senin gözüne sokarken sen hala ona melekmişçesine bakıp- yooo o aslında öyle biri değil diyorsan. Bu senin kararın… Nasıl olurda sonra – Allah’ım bu kaderi niçin bana uygun gördün deyip sızlanıyorsun.  
Biz insanlar yaşamımızda iyi gitmeyen her şeyi kadere iyi kararları da seçimlerimiz demeyi iyi biliyoruz. – bu çocuk beni çok üzüyor. Hiç sözümü dinlemiyor. Hâlbuki ben öyle bir çocuk değildim. Annemi hiç üzmezdim. Bu beni niçin üzüyor. Diyen birine öfkeleniyorum. –acaba sen annenin sana yaptığı anneliği çocuğuna yapmıyor olabilir misin? Saldım çayıra Mevla’m kayıra çocuk büyüt sonra – bu çocuk benim kaderim. Allah beni böyle sınav ediyor de. Hayır, sen yaptın.
Her şeyi kadere nasılda atıveriyoruz. Sen yolda giderken ki araban 250 yapabilecekken 90 la gidiyorsan emniyet kemerin takılıysa kurallara uyuyorsan ama karşına şoförü sarhoş bir araba çıkarsa ve kaza yaparsan bu kaderindir. Sen gerekli önlemleri almışsındır. Bahçede otururken tepene uçak düşmüşse bu kaderindir. Yani işin aslı senin iraden dışında olan her şey kaderdir. Adam evlenme teklif eder sen karar verir evlenirsin. Bu kaderin değildir. Seçimindir. Seçtiğini yaşarsın. Nasıl bir hayat seçersen onu yaşansın. Ben 12 yıl evvel evlendim. Bu benim seçimimdi. Nası karar aldığımı hatırlıyorum. Bu kader falan değildi. Tek bir anda vazgeçebilirdim ki şu anda bi kavga çıkarıp boşanabilirim. Şimdi camdan atlayıp ölebilirim. Evi terk edebilirim. Sabaha kadar yazı yazabilirim. Gidip uyuyabilirim. Tırnaklarıma oje sürebilirim. Yani önümdeki zamanı nasıl geçireceğim benim kararım. Benim seçimim. (intiharla ilgili kısmı açmak isterim. Ölüm anımın belli olduğuna inanıyorum. Ama intihar diyede bir şey var ve bu allahın bize ayarladığı zamanda değil. Yani ölüm anı geldiğindeki sebeplerden biri intihar değil. Bu insanın kararı ve ölümden sonrada aldığı bu kararla yaşayacaktır)
Yani ayağının altında frende gazda varken seç SEÇİYORSAN gaza basmayı sonuçlarına katlanacaksın. Seçimler yaşamımızı belirler. İşte belki de bu nedenle seçimlerimizden ve kararlarımızdan dolayı Allah'a karşı sorumluyuz. Tek fark şu : ki burası beni çok etkiliyor… İnsanlık var olduğu andan itibaren bu güne hatta dünyanın sonuna kadar olan zamanı bizi yaratanın –an-ında bildiğini onun zaman kavramıyla bizimkinin çok farklı olduğunu ve seni sana bıraktığı iradenle alacağın kararı bildiğini ve sonuçlarını hazırladığını bilmelisin… owww çok ürkütücü oldu. Ama bu gerçek benim hayatımdaki çoğu şeyden daha gerçek..
Her neyse kafanızı şişirdim belki ama yaşamınızda güzel kararlar alın. Bir yanlıştaysanız bu sizin kaderiniz falan değil çünkü Allah size çirkini layık görmez bunu insan oğlu kendisi görür. Hemen o kararınızdan dönün ve ne pahasına olursa olsun doğru kararlar alarak yaşamaya çalışın. Beni anlamış herkesi yürekten kucaklıyorum. Hepinizi çok seviyorum. Sevgiyle ve doğru alınmış kararlarla yaşayın:)

A.OKUL

 

15 Temmuz 2012 Pazar

boş zamanlarım mutlu anlarım:)

günler içerisinde akıp gidiyor ömrümüz ama neden bilmem biz daha çok böyle duygu yüklü anları unutamıyoruz. mesela bi araştırsak acaba facedeki arkadaşlarımız pozitif paylaşımlarda mı bulunuyor yoksa negatifmi? mutsuz olmaya daha meyilliyiz. yağmur yağdımı illa afilli bir kaç anı lazım hatırlanmalık ne bilim dramlı bir filmde illa. zavallı güzel günlerimiz acılarımızın buğusunda siliniveriyor pek anlamıyoruz. 
düşünsenize böyle boş boş oturduğunuz bir günü anmısayın hani bazen balkonda yahut en az yarım saatlik bir otobüs yolculuğunda kafanı cama yaslayıp boş boş baktığınız anlar olmuştur. hatta hüzünlenemediğin, aklından hiç bir şeyin geçmediği, durup düşündüğünde bir şey düşünmediğini farkettiğin anlar.... etrafını boş boş izlediğin, gelene geçene baktığımız anlar ... halbuki  ne kadar mutluyuz. o salak salak bakışlarımız bölecek sıkıntılarımız yoktur. bir yorgunluk ağrılarımız yahut yataklık eden bir hastalık değildir sabah uyanmışsındır işlerini rutin yaptıktan sonra hani sıkılmayla iş sonrası o küçük anlardan bahsediyorum. allahım ne güzel anlar o anlar benim en sevdiğim anlar. beyin bom boş acısız sıkıntısız yediklerini sindirmekle meşgul bir vücuda sahipsin sadece... evet o anların mükemmeliğini bilen varmı. yani  illa kahkahalarla gülmeniz yanınızda sizi çılgınca seven sevgiliniz yahut dostalrınız olmadanda mutlu olunabilir bence. düşünsenize ne kimse terketmiş seni nede siz birini özlüyorsunuz çok iş yapmış ve dinlenmek zorunda değilsiniz sağlığınız mükemmel sizi rahatsız eden bir durum yok. ne bir yere yetişeceksiniz nede huzurunuzu bozacak bir davetsiz. tüm an size ait. işte bu anların güzelliğine... çok şükür...

a.okul

11 Temmuz 2012 Çarşamba

haydaaa hep birlikte:)))

videoya evet bazen kendime kızmıyor değilim. hani okuyorum yazdıklarımı bir zaman sonra özellikle şiirlerim böyle sanki hafif çatlak, kızgın bunalımlı bir hava yaratıyor. haa yanlış anlaşılmasın elbette hissederek yazıyorum. benim karakterimle alakalı bir şey bu. ben biraz sıkıntıyı dibe vurup yaşayan biriyim. yani benim öfkelenmem için büyük bir şey olmasına gerek olmuyor, hayalkırıklığı denen şeyde öyle aylarca falan süren bişi değil. olup bitiyor. ama şu da bi gerçek ki şiirlerim benim öfkemden kinimden arada farekttiğim( allahtan arada bi:) insanların adiliğinden besleniyor bu da çok normal değil mi. sanat neyden beslenirki? ama genel manada ben bu havalardayım. videoyu hep birlikte izleyip eylenelim. hadi hep beraber...haydaaaaaaa:))))

9 Temmuz 2012 Pazartesi

DOĞUM GÜNÜM 4 TEMMUZ- iyiki doğdummmm bennnn:)


elbette benim pastam değil ama hoşuma gitti bu resmi eklemek istedim:)
Evet, geçtiğimiz günlerde 39 yaşımı tamamladım. Bu birçok kadın için kâbus gibi görünüyor. Çoğu kadın yaşını söylemek istemiyor ve birçoğu boyunu,  kilosunu: ) benim hiçbir zaman bu değerlerle (sayısal değeri kastediyorum) ilgili bir kompleksim olmadı. Çünkü ne olduğundan çok nasıl olduğuyla ilgilenirim hep. Boyum 1. 58 cm dir. Çok komik bi rakam dimi. Evet kızımın 11 yaşında 160 olduğunu düşünürsek evet biraz küçük kadın profiline uygun bir kadınım. Kiloya gelince 2,5 yıl önce sigara bırakmamla beraber biraz kilo aldım. Son zamanlarda 59 u zorluyorum. Yaşım.. :) ama açık söyleyeyim saydıklarım içinde en çok gurur duyduğum yaşım. Hani söylerken daha bi göğsüm kabarıyor. Değil sıkılmak gurur duyuyorum kendimle. Yani 40 yaşına gelmiş biri olarak çoğu yaşıtımdan daha kaliteli bir yaşam sürmüş olmaktan daha dolu dolu yaşıyor olmaktan güzel bir evliliğimin olmasından dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Kendime has iyi meziyetlerimin olması ve bu yaşta olmama rağmen hala enerjimi kaybetmemiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Kendime has derken ya burası derin mevzu aslında hemencecik araya nasılda sokuverdimJ yani eşimin kredi kartı limitiyle, eşimin sağladığı imkanlarla yani benim çaba sarf etmeden sahip olduklarımdan bahsetmiyorum. Çok güzel bir ailem, çok güzel bir işim, altın gibi çocuklarım,( şimdi ikincil sıradakileri sayalımJ resim yapma yeteneğim, şiir ve yazı yazabilme becerim, çook sevdiğim öğrencilerim ve az sayıda ama yürekten sevdiğim dostlarım varken 40 yaş insanın yüreğini acıtmıyor. Elbette hayatta her şey güzel gitmiyor. Her insan gibi zor günler yaşıyorum bende ama hataları tekrar etmeme üzerine kuruyorum sistemimi. Sahip olduklarımın değerini biliyor şükrediyor ve sürekli olması için gerekli özeni gösteriyorum. Nankör olmamak lazım sahip olduklarımıza. Hakkını vermeli bizi biz yapanların. İncitenler bile beni ben yapanlar aslında buna gönülden inanıyorum. Beni eğitmek beni geliştirmek için varlar. Yanlış insanlar hayatımdayken ve beni üzerken “benim gibilerden uzak dur” diyerek beni büyüttüler. Ve işte birazda bu yüzden hayatımdaki her şeyi seviyorum. İyiki varım iyiki doğdum ve yaşam denen hediyenin tadını doyasıya çıkarıyorum.
Bu duygulardayken hep şu cümleler sıralanır dudaklarıma Ataol Behramoğlu’nun Karışıklıklar

“-Beni gerçekten seviyor musun

Diye sordu ilkyaz kırlangıca

-Bir gün kendimi öldüreceğim

Dedi adam yargıca


-Adamı neden öldürdünüz

Diye sordu yargıç katillere

-Seviyorum seni ey yaşam

Bütün hücrelerimle...”

a.okul

5 Temmuz 2012 Perşembe

KIYAMETİN YEDİ İŞARETİ-Seven Signs of the Apocalypse


Seven Signs of the Apocalypse- Kıyametin Yedi İşareti

Belgeselin Başlığı:Kıyametin 7 İşareti izle Türkçe Dublaj
Belgeselin Bilgisi:Din ve bilim insanlarının bakıs acısından dunyanın sonunun yada kıyametin ne şekilde, neden ve nasıl olabileceğini ve getireceği sonuçları bizlere görsel olarak anlatan bu belgesel, din ayrımı gözetmeksizin bilimsel ve dinsel açıdan yasadığımız ve olası yasayacağımız felaketleri izleyiciyle buluşturuyor…
Belgeseli Ekleyen:OceanGirL
imdb puanı:6,0 (110 OY)
Filmin Türü:Belgesel
Belgeselin orjinal adı:Seven Signs of the Apocalypse
Belgeselin Çekildiği Ülke:Amerika
Belgeselin Yapım Yılı:2009
Belgeselin Yönetmeni:Tim Prokop
Belgeseldeki Oyuncular:Alina Dorian, Armand Dorian, Jon Barton, Joseph Falasca
Yapımcı:Jennifer C. Burd, Scott Pearlman
Senaryo: Lee Fulkerson
Görüntü Yönetmeni:J.P. Lipa, Jim Orr, Michael S. Ojeda, Michael Forrester, Jared Cowan
Belgeselin Süresi:95 dakika
 ----------------------------
Evet gelelim belgeselle ilgili benim yorumlarıma;
Tatil dönemi kanallar kendini dizilere vurunca bende kendimi harddiske yüklediğim ama bir türlü izleme fırsatı bulamadığım filmleri sırayla izlemeye vurdum. Bu belgesel çok uzun süredir merak uyandırıyordu bende akşamda oturdum izledim. ana fikir üzerindeki yorumlarımdan önce benim yıllardır söylediğim ama bir türlü kimseyi ikna edemediğim konu üzerine bir belgesel olduğunu fark edince sevinçten (gecenin bi yarısı)  uçtum. Sevindiren konu şu ki; ben her zaman dünyayı yorumlarken bilimsel bir yazı okurken bunun dindeki karşılığını bulmaya çalışırım. İnançlarım gereği bilimin ve dinin birbirine denk gelmesi gerekir. Ben ne zaman böyle cümleler kursam bilimle ilgilenen arkadaşlarım küçümsen bir tavırla (hani bilimle ilgisiz görünüyoruz ya) - ayşecim bunu dinle yorumlayamazsın” derlerdi bende gerekli bilgilerim olmadığından onları susturamadığımdan kudururdum. Hem neden olmasın hiçin bir İslam bilim adamı fizikçisi biyoloğu gökbilimcisi oturup kuranı yorumlamıyor sinir oluyorum. Mısır piramitlerinin sırlarını niçin bir İslam bilgini yorumlamıyor. Yok mu bizde böyle bilim adamları. Böyle araştırmalar var da biz mi denk gelmiyoruz. Sizler böyle şeyler yaşıyor musunuz bilmiyorum ama en basitinden anlatayım. Mesela; Allah âdem ile Havva’yı yarattığında onlar konuşmayı biliyorlar mıydı? Giyinmeyi, ateş yakmayı biliyorlar mıydı? Eğer Müslümansanız "kesinlikle biliyorlardı" demeniz gerekiyor. Ama felsefeciler bunun tam tersini savunuyor. Hatta ben böyle söylediğimde sanki fantastik bir kitaptan etkilenerek konuşuyormuşum gibi “hocam bunu dinle açıklayamazsın” ya kardeşim niçin açıklayamayayım. Senin bilimin Allah’ın kitabını yorumlayamıyorsa, senin kafan henüz onu idrak edecek kadar gelişmemişse bunda dinin suçu ne?.
Her neyse konuyu anlamışsınızdır. Hristiyanlıkta dinin 7 işaretinden bahsediliyor. Ama bunu bilimle acıkılıyorlar. Hani Amerikan filmlerinden öğrendiğimiz mahşerin dört atlısının ne olduğunu tek tek açıklıyor. Meğer bunlar kıyamet işaretçileriymiş. Tabi yuhannanın yazdığı kıyamet işaretleri isimli kitaba göre. “İnanıyor musunuz” diye sorarsanız benim felsefem şudur “ neden olmasın”.  Bir şeye yok demek aslında onun varlığını kabul etmektir çünkü. O nedenle olabilir. Ama etkileneceğiniz kesin bence. Özellikle bilim adamlarının kurduğu kesin ve kati cümleler sizi dehşete düşürecektir. Mutlaka izleyin yorum yazın bekliyorum.
 İyi seyirler…

a.okul

1 Temmuz 2012 Pazar

SÖZLÜĞÜN KAÇ KELİME?

Zaman
Kimine cömert kimine cimri davranırken
Senin hayatın zamanın neresinde
Yelkovan ne hızla dönüyor saatinde
Ve sen zamanının her saniyesinde ne yapıyorusn
Hayatın kıyısındamısın
Yoksa
Hayat
Senmisin


Bir ırmak kenarında toprağa çakılmış bir taş parçasımı
Yoksa akıp giden bir ırmakmısın okyanuslara açılan
Seyircimisin oyuncumu
Yazarmısın yaşarmısın
Hayatı benden mi öğrenirsin
Kendinmi öğrenirsin ısrarla yanıla yanıla


Hayat benim yazdıklarım değil
Aşkta senin tanımınla benim yaşadığım değil
Her olgunun anlamı senin yaşadıklarınla sınırlı
Aşka anlam katan senin hissettiklerin
Tıpkı hayatı yaşamış olmaktan çok daha fazlası olduğunu bilmek gibi
Kelimeler ardı arkasına bulunmuş tanımlara sıkıştırılmış
Binlerce olsa ne yazar
Sen hayatı kaç kelimeyle algılıyosun
Söylesene bana
Hayat senin için kaç kelime
Sözlüğün kaç kelime....

A.OKUL

YAŞIYOR MUSUN? YOKSA ÖLDÜN MÜ?



Nefes aldığıma göre hala yaşıyorum
Bu demek ki hala bir şansım var
Hala yeniden her şeye başlayabilme
Soruyorum kendime
Ya gücün
Başlayabilmek için hayata
Asılabilmek için dümene
Hala cesaretin var mı?
Neresinde kaldın hayatın
Çok mu geçti
Yoksa bir durak geride mi?
Geriye bakmaya cesaretin var mı?
Söyle bana iç sesim
Yaşıyor muyum yoksa öldüm mü?


-Hala avuçlarımda teri kalmış yorgunluğumun
Kaslarım hala gergin bıraktığım gibi yaşamı
Böyle zehir zemberek çalışırken beynim
Biliyorum
Ve hiç unutmadım aslında
Ben hala
Yaşıyorum

a.okul