…insanlar konuşa konuşa mı anlaşır… Gerçekten mi… söyler
misiniz hangi noktada konuşmak işinize yaradı… Bakkala gidip ekmek almak
istediğinizi söylediğinizde yahut telefonla birine geç kalacağınızı
söylediğinizde… Hepsi bu işte.

Küçüktüm ne kadar küçüktüm hatırlamıyorum ama anneme yahut
babama her kızdığımda ölümüne susmak istiyordum. Öyle ki onlara böyle ceza
kesmeli ve onlar sonsuza kadar benim aklımdan ne geçtiğini bilmemeliydiler. Bu fikir
aklıma nerden gelmişti bilmiyorum. Olsa olsa izlediğim bir filmin etkisinde
kalmış olabilirim yahut çevremdeki böyle bir engelliyi uzun süre gözlemleyerek
bu fikri bulmuşta olabilirim. Çünkü oldum olası insanlara karşı hep merak
içinde olmuşumdur. Her neyse işte son günlerde kendime sürekli bu tembihte
bulunuyorum” konuşma” “sus” gece gibi, deniz dibi gibi, toprak gibi sessiz kal.
Kıymet vermeyen insanlara konuşma, seni tanımalarına aklından ne geçtiğini
bilmelerine izin verme. Kendi iç yolculuğuna yaren tutma. Herkes dışında kalsın
bu yolculuğun.
Susmak; yorgun bir
belleğin, kırgın bir kalbin sessiz çığlığıdır.
Susmak eylemsizliği anlaşılmanın.
Susmak akıntıda küreksiz kalmak.
Susmak her şeyi kaderine bırakmak.
Susmak boyun eğmek olacaklara.
Susmak kabullenmek.
Susmak kimsesizliğini fark etmek.
Susmak …
Sussss….
Sustum!