Sanat... Tek midir yoksa bir bütünün parçası mıdır? Başlangıç mıdır son mudur? Tüm varlığın neresindedir. Nokta mıdır virgül mü? Yoksa ard arda üç nokta mı? Sanat hayatımızdaki yerini almalı fazla abartmadan ve tamamen yok saymadan tanımalı. Günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapınç aracı haline gelen ve büyük S ile başlayan Sanat'ın var olmadığının bilincinde olunsun. Dünya tüm somutluğuyla bilimse; yaşam din; sanat ruhudur dünyanın.
8 Nisan 2012 Pazar
6 Nisan 2012 Cuma
AŞK HOŞ GELDİN!
YARATICILIK
Yaratıcılık kelimesi pek fazla kullanılan bir kelime
değildir. Bununla birlikte, buluş, icat, yenilik, özgünlük vb. gibi kelimelerin
daha çok kullanılması, yaratıcılık kavramını tam ifade edememektedir. Bu
kelimeyi daha dikkatli kullanmamızda üç sebep olduğu söylenebilir: Birincisi,
bu kelimenin Allah’a ait “yaratmak” kavramını çağrıştırıyor olmasındaki
rahatsızlık duygusu; ikincisi, bu kavramı büyük bilim adamı ya da sanatçılara
has bir ayrıcalık olarak algılanması; üçüncüsü ve belki de en önemlisi, birçok
davranışımızı sonradan öğrenebildiğimizi düşünürken, yaratıcı yeteneğimizin
doğuştan gelen bir beceri olarak kabul edilmesi.
Her üç yaklaşım da elbette doğru değildir. Hiçbir
zaman yaratıcılık kavramıyla, Allah’a ait olan yoktan var etme anlamındaki “yaratıcılık”
kastedilmemektedir. Nasıl ki, “Allah bilir” derken “bilmek” kelimesiyle günlük
hayattaki “bilmek” kavramı kastedilmediği gibi, “yaratıcı düşünce” ya da
“yaratıcı davranış” kavramlarıyla da tanrısal yaratıcılık kastedilmemektedir.
Büyük bilim adamları veya sanatçıların yaratıcı olmaları, diğer insanların
yaratıcı olmadıklarını göstermez. Yaratıcılık, kişiye ve şartlara göre değişik
derece ve boyutları olan bir düşünme biçimidir. Nasıl ki mantıksal kurallar
öğrenilebilir ve zamanla geliştirilebilirse, yaratıcı yaklaşımlar öğrenilebilir
ve geliştirilebilir.
Yaratıcı davranış biçimi, insanların en çok ihtiyaç
duydukları bir özelliktir. Yaratıcı olmayan toplumlar, milletler mücadelesinin
her alanında yenik duruma düşme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Sürekli
değişen dünyada her alandaki yeni ihtiyaçlar, karşılaşılan problemler, insanı
yaratıcılığa zorlamakta ve yeni çözümler üretmeye yöneltmektedir Yaratıcılık; sadece şanslı birkaç kişiye tanınmış bir güç olarak
düşünülür. Hâlbuki yaratıcılık; birkaç seçkin kişinin ayrıcalığı
olmayıp, ihtiyaç duyan her insanın başvuracağı çok önemli bir davranıştır
Yaratıcı kişi, sade insanların sandığı gibi ne
tanrısal bir varlıktır, ne de psikotik. Yaratıcı kişiyi farklı yapan
özellik, nitel değil; yalnızca niceldir. Her insanda var olan yaratma
potansiyeli, hayata geçirilebilir, aktif edilebilir. Bunun için gerekli olan
şey, gerekli ortam ve şartların hazırlanmasıdır.
Yaratıcılık, değişik alanlarda ve değişik
yoğunlukta, her insanda var olan bir özelliktir. Bu sebeple, kesin bir dille,
bazı insanlar yaratıcıdır, bazıları değildir denemez. Her insan az ya da çok
yaratıcı davranış sergileyebilir. Kişilerdeki bu yaratıcı davranış
farklılıkları, kalıtıma, kültür ortamına, eğitim ve öğretime bağlı olup
(KIRIŞOĞLU, 1991), yaratıcı düşünce ve davranışlardaki yoğunluk bu faktörlere
göre değişir.
Araştırmalar, yaratıcılığın, öğrenmenin önemli bir
boyutu olduğunu göstermektedir. Yaratıcı düşünme, bilginin kazanılması için
hayatî öneme sahiptir; çünkü yaratıcılığın gelişimine elverişli çevreler,
çocukların öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olur ve
öğrenmeyi eğlence haline getiren etkili güdüleyiciler niteliğini taşır
(DAVASLIGİL, 1984).
Yaratıcılık, bireylere çekici gelen “sihir, deha,
üstün yeteneklilik vs.” gibi çoklu kavramları çağrıştıran bir kişilik özelliği
olarak bilinmektedir. Ancak, yaratıcılık konusunda bilimsel çalışmalar oldukça
yenidir. Yaratıcı düşünce ile ilgili sistemli araştırmalara 1960’lı yıllarda
başlanmıştır (SUNGUR, 1997). Literatüre bakıldığı zaman, birçok araştırmacının
konuya yaklaşımlarında ilgi ve / veya güdü (motiv) üzerinde durdukları görülür.
Bilim adamları, yaratıcılığı, kişilere olağan olarak dağıtılmış bir özellik,
bir yetenek, duygusal bir süreç ve yaşam biçimi olarak değerlendirmişlerdir. Bu
uzmanlar tanımlarında, bilimde yenilik, güzel sanatlarda değişik eserler,
endüstride yeni buluşlar ve orijinal görüşlere yol açan noktalar üzerinde
durmuşlardır (YAVUZ, 1996).
Yaratıcılığa ilişkin literatür, üç farklı yönde
gelişmektedir. Bunlardan birincisi, yaratıcı kişiliği ya da bireyi tanımlama
olarak ortaya çıkmakta ve Guilford (1967)'un bilişsel alandaki, Mac Kinnon
(1962)'un kişilikle ilgili, Dunnette (1976), Gough (1976) ve Torrance (1972)'ın
kavrama ile ilgili araştırmaları yer almaktadır; ikincisi, örgütsel faktörlere
ilişkin olarak gelişmiştir ki, bu araştırmalarda, "hangi faktörlerin
yaratıcılığı artırdığı ya da ketlediği belirlenebilir mi?" sorusu üzerinde
durulmuştur; üçüncüsünde ise, eğitim ve geliştirmeye yönelinmiştir.
"Bireyler, içsel yaratıcılıklarını kullanabilmeleri için yetiştirilebilir
mi? Onlar böylece daha yaratıcı yapılabilir mi?" soruları ile yola
çıkılmıştır. Osborn(1963), Parnes(1969), Gordon (1956), Prince (1970), bu
hareketin öncülerindendirler (SUNGUR)
RENKLER VE ANLAMLARI- SİYAH- MAVİ
SİYAH gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da ifadesidir. Fonda kullanılırsa karamsarlık verir.Konsantrasyonu en çok arttıran renktir. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı alamayan bir odada otururmuş.

MAVİ sakinlik simgesidir. Tansiyonu düşürür. Hastane personeli, polisler, gardiyanlar genellikle neden mavi giyer zannediyorsunuz? Araplar mavi renkli taşların kan akışını yavaşlattığına inanırlar ve o yüzden nazar boncukları mavi renklidir. Sakinleştirici olduğu için batıda intiharları azaltmak için köprü korkulukları maviye boyanır. ABD’de bir okulun duvarlarının portakal renginden maviye çevrilmesi sonrası çocukların haylazlıklarının da azaldığı tespit edilmiştir.
3 Nisan 2012 Salı
RENKLER VE ANLAMLARI- KIRMIZI- YEŞİL
KIRMIZI iştah açar. O yüzden dünyadaki büyük gıda firmalarının (Kola ve Fast-Food firmaları gibi) logolarında çok sık kullanılır. Aynı zamanda adrenalin salgısına yol açtığı için heyecanlandırıcı bir renk olan kırmızı, kan akışını hızlandırıcı ve tansiyonu da yükseltir.
YEŞİL ise güven veren bir renktir. Bankalar logolarında bu rengi sık
kullanırlar. Yatak odası için de rahatlatıcı bir seçim olabilir. Ayrıca yeşil renginin
üretkenliği arttırdığı gözlemlenmiştir. Batıda büyük otellerin mutfakları yeşile
boyanmaktadır, aşçıların verimi artsın diye. Batıdaki özel hastanelerde de yeşil çok
kullanılır, çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Mide ağrısını azalttığı da tespit edilmiştir
1 Nisan 2012 Pazar
biri gecenin bi yarısı bi yalan uydurur ertesi gün bu bir fenomen olur
Su akar yolunu bulur. Tek gerçekte budur. Ama istediğin yalansa süslü püslü, Her gün bir yenisini uydur. Kimse yadırgamaz çünkü insanların her gün yaptığı budur. Hayata anlam katmaktan bahsederler ve kattıkları tek şey anlamsız faaliyetler. Düşünmekten aciz beyinler çalıntı fikirlerle saltanat sürerler. biri gecenin bi yarısı bi yalan uydurur ertesi gün bu bir fenomen olur. Gerçek dururken kabak gibi ortada her gün yeni bir yalana sığınır. Ve bilir aslında insanoğlu her şeyi. Ama gerçek kaldırılamayacak kadar ağır olur. Hele yüklemişse omzuna yalanlardan bir felsefe taşıması daha zor olur. Her biri bir çirkinliğini kapatacak bir kapatıcı arar. Kimi ahlaksızlığına kimi hırsızlığına. Flörtün adı kankalık, aldatmanın adı sosyal arkadaşlık, kabalığın adı dobralık olmuşsa çokta zorlanmaz böylesi insanlar çirkeflerini kapatacak bir tonu bulmakta. Gerçek ateş topu gibidir. Kolay değildir elde tutmak bakmak ve inanmak, inanmak ve öylesine yaşamak. Kolay değildir yaşamın şaşasından vazgeçmek. Her babayiğidinde harcı değildir hani.
Gerçek mi ne? Senin hiç kimseden bir farkının olmadığı, tamamen sıradan ve basit olduğun. Sana sunulmuş tüm nimetleri nefsinle içine edecek kadar aciz olduğun. Arkadaş olmadığın, dost aramadığın, eş olamadığın, sadık kalmadığın; hangi durumda mı? Arkadaşınla çıkarların çatıştığında, eşin istediğin gibi davranmadığında, ihanet süslü karakterinin en zayıf dalında.
Gerçek... Doğru yaşa... hiç bir şeyi gereğinden çok sevme ve bağlanma... Gördüğün ve yaşadığın her şeyi unut... Anılara takılma... Kimseyi kınama... Çok konuşma... Yanlışa doğru deme... Hayat çok kısa ve bu topraklar çok cömert... GÖMÜLDÜĞÜN ANDAN İTİBAREN TÜM SİSTEMLER SENİ UNUTMAYA MODLANIR. Fazla takılma :))
a.okul
RENKLER VE ANLAMLARI- KAHVERENGİ
Elbise seçerken, araba alırken, evimizi döşerken fark etmeden seçimimizi neler etkiler? Neden boş boş denizi seyrederken huzur duyar, çiçeklerle bezenmiş bir bahçede ise heyecanlanırız? Neden bazı restoranlarda alelacele yemek yerde hemen kalkarız? Neden sarışın insanlar bizde “Dikkat çekici ama havai” izlenimi uyandırır.Hepsinin cevabı aynı: Renkler.Renklerin, yaydıkları titreşimler yoluyla değişik hormonlar üzerinde farklı uyarıcı etkilerin olduğu ve böylece ruh halimizi ve bedensel fonksiyonlarımızı etkiledikleri artık kanıtlanmış bir gerçektir. Hatta renklerin etkilerinden hareketle “kromoterapi” denilen bir tedavi yöntemi bile geliştirilmiştir.Ben sizlere önce renklerin bilinen psikolojik etkilerini kısaca aktarmak istiyorum:
![]() |
| Anadolu Medeniyetleri Müzesi |
KAHVERENGİ: ABD de
Kansas Üniversitesi sanat müzesinde renklerin ziyaretçiler üzerindeki etkileri
bir deneyle incelenmiştir. Duvar rengi beyaz olduğunda ziyaretçilerin yavaş
hareket ettikleri, daha fazla müzede kaldıkları görülmüş; duvarların rengi
kahverengiye döndürüldüğünde ise insanlar daha hızlı hareket ederek müzeden
daha hızlı çıkmışlardır. Bu tespit edildikten sonra dünyadaki tüm fast-food restoranlarının
sandalye ve masaları kahverengiye, duvarları da yakın renklere boyanmıştır.
Yiyen hemen kalksın, yeni müşteriye yer açılsın diye. Eğer siz misafir sevmiyorsanız
salon takımınızı kahverengi seçebilirsiniz. Konuklarınız sebebini anlayamadıkları
halde erken gitmeye can atacaklardır. Ama misafirlerinizin uzun süre oturmasını,
sohbeti sonuna dek götürmek isterseniz kahverengini salonunuzda, sohbet
odanızda pek kullanmayın.Kahverengi aynı zamanda toprak rengidir ve “mahviyet ve
tevazu” yu çağrıştırır. Bu rengi giyerseniz diğer insanlar arasında kaybolur
gidersiniz. Amacınız buysa o başka ama dikkat çekmek istiyorsanız iş
toplantılarında sakın kahverengi giymeyin. Kahverengi aynı zamanda teklifsiz,
resmiyetten uzak bir renktir ve bu yönüyle karşınızdakilerin size rahat
açılmasını sağlayabilir30 Mart 2012 Cuma
4+4+4..EĞİTİM VE YAŞAMIN SIRRI
Bu videoyu yaklaşık bir yıl önce izlemiştim. Ve bu yazıyı yazdığımda aklıma ilk gelen şey bu videoyu paylaşmak oldu. Ama ne yazık ki nette bu paylaşımı bulmak kolay olmadı. İçeriği bilmeme rağmen adını bilmediğim bu videoyu nasıl bulduğuma inanamazsınız. Tüm bu gayretime değdiğini düşünerek ısrarla izlemenizi istiyorum.
Bu gün enteresan bir gündü.
Düşüncelerimi aynı noktaya odaklayan, tüm yollar Paris'e çıkar gibisinden bir
gündü işte. Bir eğitimci olarak son günlerimiz 4+4+4 sisteminin tartışmaları
içerisinde geçiyor. Herkesin bu konu hakkında bir fikri var. Ve enteresandır
öğretmenler hariç herkes fikrini açık yüreklilikle söylüyor.
Her neyse bu gün anaokuluna giden
kızımı okula götürdüm. Öğretmeni bir katalog için fotoğraf çekeceğini kitaplık
önünde poz vermemi istedi. Ayakkabıları çıkarıp kitaplığa gittim, açtım dolabı
elime bir kitap aldım. İşin aslı poz vermek isterken ilgimi çeken bir kitap
buldum. Richard Lauv’un “Doğadaki Son Çocuk” isimli kitabıydı. İşin aslı çok
kalın kitapları okumakta zorlanıyorum. İlgim çok çabuk dağılıyor.. neyse..
kitap insan oğlunun doğadan koptukça zekasının yeteneklerinin ve
yaratıcılıklarının azaldığı üzerine ve buna karşılık Amerika’da başlatılan
anaokullarının botanik bahçeleri ve metropol grisini ikiye bölen büyük yeşil riverside parkında oluşturulan doğal yaşamdan bahsediyor. Sonrasında da eğitim sistemimizde uyguladığımız bizim yerimize
düşünen düşünürlerin ortaya attığı eğitim kuramları ve Gardner’ın 1983 yılında
geliştirdiği çoklu zekâ kuramı ki bunu eğitimciler daha yakinen bilirler. Bir
çoğunuzda duymuştur hani -dil zekası - mantık, matematik zekası - mekan zekası
- beden hareket zekası - müzik zekası- ilişki zekası ve içgörü zekâsından
oluşan 7 zeka tipi. Gardner buna karşılık geleneksel IQ testlerinin yeterli
olmadığını da iddia ediyordu. Kısacası 8. zekâ tipi olarak doğa zekâsını
ekledi. Buna kaç kişi şaşırdı bilmiyorum. Ben şaşırmadım. Yani bu zamanla 10 -
20- 30 da olabilir bir süre sonra bence saymaktan vazgeçerler. Yaşım itibarıyla
görebiliriyim bilmiyorum ama bir gün insan zekâsının sınırları olmadığını fark
edip böyle 7- 8 kalıp içine sıkıştırılamayacağını anlayacaklar. Doğadan
beslenen bilim, laboratuvarına girince neden doğaya yabancılaşır. Doğanın bir
parçası olan insanoğluna hizmet eden tıp niçin alternatif tıbbı yok sayar.
Kaldı ki insanoğlu için (modern tıp olarak isimlendirilen) tıp alternatif
olmalıyken… Matematikte iyi olan niçin dünyanın merkezini matematik sanır. Ve
son zamanlarda mantar gibi çoğalan matematik öğretmek için enteresan kurslar
kim için niçin açılır. Sanat ve yaratıcılık ne işe yarar. İnsan nerden
beslenir. Sayısal zekânın 1800 lü yıllardaki sanayii devriminin getirdiği bir
ihtiyaçla reyting yapması bu teknolojinin hızla ilerlemesi yani arzın çok
olması onu gerçekten değerlimi yapar.
Çağ değişiyor. Bilgisayar kullanan,
klavye başında olmadık işler başaranlar değil; yaşamın içinde ayakta kalabilen
parmakla gösterilmeye başlanırken, gelişmiş ülkeler ilköğretimde sadece merak
eden araştıran doğayı inceleyen çocuklar yetiştirmeye çalışırken, Türkiye’de
önemli kolejler artık bünyelerinde yaratıcılığı geliştiren dersler ve
aktiviteler eklerken nasıl bir bünye hala fizik kimya matematik iyi olsun
gerisini seçmeli yapsınlar der.(kim diyor diye sormayın! Hemen herkes) Ben
kendimce cevap vereyim. 3. dünya ülkeleri böyle bir cevap verir. Takip etmekten
kurtulmayan bir zihniyet toplama işlemini kafadan yapmanın bir meziyet olduğunu
sanan zavallılar. Formül ezberlemek ne kadar heyecan verici olabilir ki. Yani
neyden daha kıymetli.
İnsan DNA sının sırrı çözüldü
denirken sadece % 5 inin çözüldüğünü biliyor musunuz? Siz ilk insan yaratıldığı
andan itibaren atalarınızın tüm özelliklerini o DNA’nızda taşıdığınızı biliyor
musunuz? Nasıl oluyor da resme müziğe matematiğe yeteneğiniz olamıyor. Olsa
olsa doğru yöntem uygulanmamıştır o kadar. Herkes her şeyi yapar. Tıpkı son
günlerde büyük zevkle izlediğim survivor programında olduğu gibi. Teknolojinin
içinde yaşayan sosyal insan nasılda ilkel insan yaşamına uyum sağlıyor. Ağlıyor
bunalıma giriyor. Ama alışıyor. Kimsede “ay ben onu yemem” falan demiyor.
Avlanıyor, saatsiz zamansız tamamen biyolojik isteklerinin peşinde nasılda
ilkel yaşıyor. Tıpkı avcı ataları gibi hemen hatırlıyor avlanmayı ısınmayı
barınmayı korunmayı...
İnsanoğlu bir sır. Yaşamda öyle. Kuramlara
kurallara sıkıştırmak yaratılmışların birini diğerine üstün tutmak ancak insana
yakışır bir ayıp olabilir zaten. Gün batımları
niçin bu kadar güzel, çiçekler niçin böylesine rengarenk, toprak niçin böyle
kokar, ve varlığının nedenini bilmediğimiz yıldızlar niçin bu kadar ışıl ışıl
ve yine niçin kuşlar bu kadar güzel öter, su şırıltısı niçin böylesine
dinlendirici, ve insan.... nasıl 6 kemiğin üstünde dik durabiliyor. Yüce Rabbim
en mükemmel matematikçi fizikçi ressam müzisyen.... ve daha birçoğu. Her biri
diğeri kadar kıymetli. Eğitim 4+4+4 mü olur başka türlümü bilemem ama yaklaşım
ve zihniyet evrensel olmalı. Meraklı, iyi zevk sahibi, yaşadığı çevreyi koruyan,
geçmişine saygı duyan, geleceğine ümitle bakan gençler yetiştirmeliyiz.
a.okul
25 Mart 2012 Pazar
RESSAMLARDAN İNCİLER-Pablo Picasso
![]() |
| Pablo Picasso |
Eğer zekiysen ve başarılı olamamışsan ailen ve çevrendekiler
sana zekiymişsin gibi davranırlar. Ama başarıya ulaşmışsan ve para kazanıyorsan
bu kez zeki oluşunu bir kenara bırakır, başarılı bir adam gibi davranırlar..
PABLO PİCASSO...
(bu arada zeki olduğuyla övünen tembellere kapak olsun)
DUA
Allah'ım beni yaratarak hiç yokluktan
kurtardığın, bu dünyayı tecrübe etmemi sağladığın için sana teşekkür ederim
Tüm dünyayı algılayabileceğim ve yorumlayabileceğim bir bellek verdiğin için teşekkür ederim
Yağmur sonrası çimenler üzerinde koşup nemini tenimde hissedebileceğim, güzel ayakkabıları giyebileceğim, rengarenk çoraplarla süsleyebileceğim bir çift ayak verdiğin için teşekkür ederim
Sevgilim için yemek hazırlayabileceğim, çocuklarımın saçlarını özenle tarayabileceğim, sana dua ederken açabileceğim eller verdiğin için sana teşekkür ederim
Sevdiklerimin mutluluğunu görebileceğim, üzüldüğümde ağlayabileceğim gözler verdiğin için teşekkür ederim
tarayıp şekiller vereceğim aynanın karşısında kendimi iyi hissedeceğim, rüzgarı hissetmemi sağlayan, yağmurda yüzüme yapışan saçlar verdiğin için teşekkür ederim
İyi bir anne emektar bir baba, yalnız kalmamı engelleyen kardeşler verdiğin için sana teşekkür ederim
soğuk havalarda sığınabileceğim, huzuruyla beni ısıtan içi çocuk sesi dolu bir ev bir çatı bir yuva verdiğin için teşekkür ederim
İnsanca yaşayabileceğim hayatın sefil yanında dik durabileceğim sevdiklerimle paylaşabileceğim insanca yaşamamı sağlayacak kadar para kazanmamı sağladığın için teşekkür ederim
Mutluluklarımı ve hüzünlerimi paylaşabildiğim dostlar ve onları daha çok sevmemi sağlayan düşmanlar verdiğin için teşekkür ederim
Yarattığın ve yolundan sapmış cani insanlardan beni uzak tuttuğun için teşekkür ederim

Doğduğum günden beri Ayşe ismiyle çağrılırken başka bir sıfatı anneliği bana nasip ettiğin için sana çok teşekkür ederim
bana hediye ettiğin sağlıklarını bağışladığın iki küçük kızım için sana teşekkür ederim
Beni tüm çılgınlığımla kabullenen yargılamayan hayatımın on yılını mükemmel
kılan ağladığımda bana destek olan düştüğümde yüreklendiren, kendimi bulmama
yardım eden iyi bir insan iyi bir erkek iyi bir dost iyi bir yoldaş iyi bir
baba iyi bir eş verdiğin için sana çok teşekkür ederimYaptığım hatalardan dönmeme fırsat verecek kadar bana ömür verdiğin için sana teşekkür ederim
Hoşgörülü ve merhametli olmayı kibir ve kindarlığa düşürmeden bana öğrettiğin için sana teşekkür ederim
Tüm yarattıklarını sevebilecek yürek düşmanlarımın tüm çirkinliklerini örtecek karanlıkları bana sunduğun için sana çok teşekkür ederim
Doğruyla yanlışı birbirinden ayıracak akıl, doğruyu yapabileceğim irade verdiğin için sana teşekkür ederim
Yarattığın acı ve tatlı birçok anılarla doldurduğun bu kaderi her şeye rağmen bana layık gördüğün için sana çoooook teşekkür ederim.
Varlığını hissettiğim bildiğim inandığım huzur bulduğum için sana şükürler
olsun.
a.okul
23 Mart 2012 Cuma
DESTİNO- SALVADOR DALİ
dilerim bu videonun telif hakkıyla ilgili bir sorunu yoktur. ama paylaşmayı çok istedim. salvador dali nin resimlerinden esinlenilerek yapılmış walt disney e ait müziğine bayıldığım harika bir animasyon. iyi seyirler...
20 Mart 2012 Salı
GERÇEKLİK VE SOYUT
![]() |
| Pablo Picasso (Picasso 70 'li yaşlarında yapmış) |
Söylenir ki; bir realist filozof ünlü ressam Picasso’yu
görmeye gitmiştir. Filozof gerçekliğe(realizme)inanmıştır ve Picasso’yu
eleştirmeye gelmiştir. Çünkü Picasso’nun resimleri soyuttur ve gerçekçi
değildir.
Kübistler gerçekliği öyle betimlemezler tam aksine bu
semboliktir ve tamamen başka bir boyutu vardır.
![]() |
| Pablo Picasso- Picasso nun annesi (Picasso 15 yaşında yapmış) |
Realist derki “senin
resimlerini beğenmiyorum. Bir resim gerçek olmalı, eğer benim karımı çiziyorsan
resim benim karım gibi olmalı” der.
Karısının fotoğrafını çıkarır ve söyler
"fotoğrafa bak çizim bunun gibi olmalı'
Picasso resme bakar ve sorar 'bu senin karın mı ?
'Realist filozof 'evet,
bu benim karım'
Picasso “şaşırdım ,o
çok küçük ve düz” der. :)
19 Mart 2012 Pazartesi
SANAT ESERLERİNİN REKOR FİYATLARI
Leonardo da Vinci
Codex Leicester; Leonardo da Vinci'nin hidrolik, suyun
hareketi, ayrıca jeoloji ve astronomi üzerine bazı çalışmalarının yer aldığı
defter. Bill Gates tarafından 1994 yılında 30,8 milyon dolara satın alınmıştır
ve onun özel koleksiyonunda yer almaktadır. Galata Köprüsü ile ilgili
taslakları bu defterde yer almaktadır.
1. A boy with a pipestem by Pabol Picasso - Value
$104,160,000 US
2. The doctor by Van Gogh - Value $82,500,000 US
3. Red grinderys shindy - Value $78,100,000 US
4. Blow the Baby by Rubens - Value $73,500,000 US
5. Still Life by Paul Cezanne - Value $60,500,000 US

6. Shed blood by Rubens - Value $59,500,000 US
7. Dream by Pablo Picasso - Value $48,400,000 US
( yukarıdaki eserlerin en ucuzu 30.8 milyon dolar bugünün parasıyla 55 440 000 000 tl dir)
(elli beş milyar dört yüz kırk milyon bugünün parası. Eski parayla milyar yerine trilyon diyiverin)
17 Mart 2012 Cumartesi
bir iyi haber bir kötü haber
size bir iyi birde kötü haberim var.....
iyi haberim;
insanoğlunun en iyi mekanizması unutma özelliği. yani bir acı yaşadığınız anda unutma eylemi başlıyor. bilim adamlarına göre her gün geçen günün yarısı kadarı aklında kalıyor. düşünsenize bugün yaşadığınız en büyük acınızın yarın % 50 sinin kaldığını:))))
kötü haberim ise;
bu mekanizmanın çalışma sistemine göre her gün % 50 sini unutuyorsak ve yarına yarısı kalıyorsa... ve var olan şeyler her defasında ikiye bölündüğünde...hiç bir zaman tamamen yok olmaz:((((
a.okul
iyi haberim;
insanoğlunun en iyi mekanizması unutma özelliği. yani bir acı yaşadığınız anda unutma eylemi başlıyor. bilim adamlarına göre her gün geçen günün yarısı kadarı aklında kalıyor. düşünsenize bugün yaşadığınız en büyük acınızın yarın % 50 sinin kaldığını:))))
kötü haberim ise;
a.okul
ÖZGÜRLÜK YOLU
yapım:
2010 - ABD
Tür:
Biyografi, Dram, Macera,
Savaş,
Süre:
133 dakika
Yönetmen:
Peter Weir,
Oyuncular:
Colin Farrell, Jim
Sturgess, Ed Harris, Saoirse Ronan, Mark Strong,
Gustaf Skarsgård, Stanislav
Pishtalov, Mariy Grigorov, ıgor Gnezdilov, Dejan Angelov, Sally Edwards, Sebastian Urzendowsky, Alexandru Potocean, Dragos Bucur,
Zahary Baharov,
Seslendirenler :
-
Müzisyen :
Burkhard von Dallwitz,
Görüntü Y.:
Russell Boyd,
Senaryo:
Peter Weir, Keith R.
Clarke,
Senaryo (Kitap):
Slavomir Rawicz,
Yapımcı:
Peter Weir, Duncan
Henderson, Joni Levin, Nigel Sinclair,
Son günlerde izlediğim en etkileyici film.1940′da
Sibirya’daki esir kampından kaçan, farklı milletlere mensup bir grup askerin
yol öyküsüne odaklanan filmin senaryosu, yaşanmış olayları temel alıyor. Sizi
garip bir şekilde kendine çeken, bir adım sonrasını merakla beklediğim ve
izlerken gerçek yaşamdan alınmış olmasının verdiği hayretle izledim. Herkese
ısrarla tavsiye ederim...
16 Mart 2012 Cuma
yanarDAĞ...
Biraz yorgun biraz kırgınsam
Kim bilir belki iyi bir rüzgâr esmiştir sırtımdan
Ve sanırım uzun zamandır boyun tutulmalarımın nedeni de
budur
Hiç- bir- şey yapamıyorsam bu da yorgun olduğumdandır
Kolay değil insanın kendini her gün yaratması
Tıpkı yanardağlar gibi
Her gün içimi bir alev yumağı gibi boşaltıyorum
Kıyılarımı yiyip bitiyor dalgalar
Ve ben biteviye kıtalar oluşturuyorum etrafımda
Büyüyorum yandıkça
Kocaman oluyorum
İçimin ateşi vezüvün lavları gibi kapatıyor çirkefini
insanların
Birazda katlediyorum elbette
Bi yerde soykırımda denebilir yaptığıma
Hani kolayda değil ama
Kızmayın bana
Niçin ateş saçıyorsun diye
Kahpelikte sınır tanımayan dostlarım var benim
Tek satırda iki uç kelime kullandığıma da şaşırmayın
Ben sadece bir şiirde kullandım...
Onlar bununla yaşıyor…
A.Okul
MICHELANGELO - Adem'in Yaratılışı
Eserin Adı: Adem'in Yaratılışı
Yapım tarihi: 1511
Tekniği: Fresk
Bulunduğu Yer: Cappella Sistina / Roma - İtalya
Michelangelo resim sanatına kıyısından köşesinden yakın olan
herkesin hakkında az çok bir şeyler söyleyebildiği dünya sanat tarihine adını
yazdırmış, kendisine hayran bırakan bir sanatçı. Hani büyük alışveriş
merkezlerinin bir köşesinde küçük röprodüksiyonlarının satıldığı bölümlerde
karşılaşma olasılığınız olan bir resim. İki erkek elinin birbirine dokunacağı
anın resmedildiği, aynı zamanda nokia nın da bu resimden feyz alarak yıllardır
reklamların da kullandığı o an. Konu enteresandır ama bulunduğu yer ve ortaya
çıkma süreci de en az bu resim kadar enteresandır. Bulunduğu yer Sistine
şapheli daha ihtişamlı daha gösterişlidir. Hani anımsatmak isterim melekler ve
şeytanlar filminde de bu şapelin yıkışılışı izlemiş olmalısınız.
aşağıdaki yazıları okurken bir yandanda sistine şapheline bir sanal gezi yapabilirsiniz. çok etkileneceğinizden eminim.
Adem'in Yaratılışı
Adem’in yaratılışı, sistine şapeli’nin tavanındaki ünlü bir
fresktir. Michelangelo tarafından 1511 dolaylarında yapılmıştır. Fresk
hristiyanlıkta incil’in Yaratılış bölümünde, Tanrı baba’nın ilk insan Adem’e
hayat üflemesi konusunu betimler. Bu betim bugün dünyanın en ünlü
betimlemelerinden birisidir ve modern kültüre farklı biçimlerde yansımıştır.
Freskte yer alan Tanrı ve Adem’in ellerini içeren detayda freskin en ünlü
kısımlarındandır.
Tanrı’nın yüzü olarak Michelangelo’nun kendi yüzünü çizdiği
düşünülmektedir.
Bir diğer görüşe göre reform ve rönesanstan sonra insanın
tanrıya yabancılaşması resmedilmiştir.
Tam adı Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni.
Michelangelo, 6
Mart 1475'te Arezzo yakınlarında Caprese’de doğar. Ailesi, o daha bir aylıkken
Floransa’ya taşınır. Annesi, kendisi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13
yaşına geldiğinde Floransa’da fresk ressamı Domenico Ghirlandaio’nun yanına
öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni’nin zamanında, Lorenzo de' Medici
ile tanışır. Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü
eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş
buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer
bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman
geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul
edilen David’i yapar.
1505 yılında Papa
II. Julius tarafından kendisine, en önemli başarılarından biri olacak
Vatikan’ın yanındaki Sistine Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi
verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda
yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirir. Ortasının da, “Âdemin
Yaratılışı” ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri
kabul edilir.
1519 yılında
Cosimo de' Medici’nin soyunun son temsilcisi Lorenzo de' Medici’nin ölmesiyle
Michelangelo, onla birlikte genç yaşta ölen Nemours Dükü Giuliano’nun
mezarlarının konulduğu kiliseye iki ünlünün heykelini yapar. 1534’te Papa III.
Paul’un heykeltraşı ve mimarı yapılan Michelangelo’ya Sistine Kilisesi’nin
sunak duvarına bir ‘Kıyamet Günü’ tasviri yapmasını ister. Meryem’in Göğe
Yükselişi, İsa’nın Vaftizi ve Musa’nın Hükmü’nün anlatıldığı freskler süsler bu
duvarı.
Kıyamet Günü
tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paul ise, tablodaki
imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu
biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur:
“Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir.
Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra
da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.”
Döneminde kendisiyle boş ölçüşebilecek Rafael ve Leonardo Da Vinci vardır.
Aralarındaki rekabet şöyle bir öyküyle anlatılır, sanatçının rakiplerinden
Rafael ve Bramante, işbirliği yaparak Michelangelo’ya Sistine Kilisesinin işini
verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak
kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden düşecektir.
Hayatının son
dönemini Roma’daki Aziz Peter Kilisesi’nin mimarı olarak geçiren Michelangelo
89 yaşında ölür. Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo,
klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her
açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma
sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik
boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto’nun
resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak
anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel
yapan Michelangelo onlarca heykel, freske imza atıp Roma’nın yeniden inşa ve
düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.Onu idolü olarak seçen bir çok kişi
var.
15 Mart 2012 Perşembe
SAĞLIKLI ŞAHSİYET, SAĞLIKSIZ BİREY
Sağlıklı bir kişilik, şahsiyetli, orijinal. Otantik, gerçek
bir kişidir; sağlıksız kişilik bağımlı, maskeli, sahte ve yapmacık bireydir.
Sağlıklı kişilik kendi kendisidir; sağlıksız kişilikse hep
bir başkası olmak için can atar.
Sağlıklı kişilik yüreği nükleer güç merkezi gibi biteviye
sevgi üreten, sevgi dağıtan bir şahsiyettir; sağlıksız kişilik evham ve tutku
üretip, başkalarının sevgisini hovardaca tüketen bir bireydir.
Sağlıklı kişilik, muhatabına ulaşmak için fedakârlık
yapmaktan çekinmezken; sağlıksız bir birey hep muhatabından fedakârlık bekler
ve sürekli içten pazarlıklıdır.
Sağlıklı kişilik yargılamadan algılamaya, mahkum etmeden
anlamaya çalışır.; sağlıksız birey anlamadan yargılar ve mahkum eder.
Sağlıklı kişilik cömerttir, paylaşmayı sever; sağlıksız
birey cimridir, insanlara sırtı dönüktür ve paylaşmaz.
DOST-CUK-LAR
Her şeyi bilen
En doğrusuna karar veren
Ve en doğrusunu bilen
Tereddüt nedir bilmeyen
Her zaman kendinden emin
Doğru kararları alan
En iyi değerlendiren
Acımayan gerçeği yüzüne tokat
gibi çarpan
Dürüst olurken aşağılayan
Gülerken yüzüne alt dudağını
ısıran
Bir anlık gülüşüne sinsiliği
katabilen
Senin yerine düşünüp
Senin yerine teşhisleri
koyarken
Senin yerine yaşamayan
Seni anlamayan
Seni bilmeyen
Hissetmeyen
Değerin ve kıymetin hakkında
hiçbir fikri olmayan
Uzaktan doğruları sıralarken
bir biri ardına
Hiçbir fikri olmayan
Yalancı
Hayatıma yabancı
Dost
Dost-cuk-lar
Arkadaş -cık –lar
Duygu yağmacıları
A.OKUL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)









.jpg)








+Annesinin+Resmi+1896.jpg)







