5 Nisan 2013 Cuma

SEVMEK İÇİN NE LAZIM ?




Birini sevmek düşündüğünüz kadar kolay bir şey değil. Aslında ben dünyayı seviyorum, insanları seviyorum yahut ben yaratılanı seviyorum yaratandan ötürü… Cümlelerinin tamamen dışında bir mantıktan bahsediyorum. 

Sevmek için insanda bazı özelliklerin olması gerekir. Ki belki de sırf bu nedenle, insan sevgisini abartan insanların, süreç içerisinde Allah sevgisine ulaşması. Sevmeyi benimsemiş ve becerebilen bir yürek ancak ilahi sevgiye ulaşabilir. Ve ilahi sevgiyi kavrayabilmek için de sanıyorum ilk şart yaratılanı sevmektir.

Uzun süre önce paylaştığım Leonardo’nun Yahuda’sı isimli bir yazım vardı. (http://venusunkalbi.blogspot.com/2012/03/leonardonun-yahudasi-ve-hz-isa-dedi-ki.html)Küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Yazar Leo Perutz un  “Da Vinci'nin Yahuda'sı” isimli kitabında havarilerden Yahuda’nın Hz. İsa’ya niçin ihanet ettiğini anlatan hikâyesi sevgiye başka bir boyuttan bakmamızı sağlayacak.  

…"Sen sırrı ve Yahuda'nın günahını biliyor musun? Onun İsa'ya neden ihanet ettiğini biliyor musun" diye sordu Üstat Leonardo.

   "İsa'ya onu sevdiğini anladığı için ihanet etti" diye cevap verdi delikanlı. "Onu çok sevmek zorunda kalacağını önceden gördü ve kibri buna izin vermedi." "Evet, Yahuda'nın günahı, kendisine ihanet edecek kadar kibirli olmasıydı" dedi Üstat Leonardo.

İşte tam da bu nedenle insanlar şimdilerde kimseyi sevemiyor. Bir insanın birini sevebilmesi için kendi kibrinden kurtulması, kendisini bulunmadık bursa kumaşı olmadığını anlaması, sevmenin sadece almak değil aynı zamanda vermek olduğunu fark etmesi gerekiyor.


sevgi dolu yürekle sevgiyle kalın…

3 Nisan 2013 Çarşamba

ÖZGÜRLÜĞÜN BİLE YALNIZKEN NE ANLAMI VAR ?




“Alıp başımı gitsem desen” ve içinde bilmediğin bir coşkuyla
Ki bu coşkunun bardağı taşıran son bir damlacık mı?
Yoksa birikmiş bir yanardağ mı?
Olduğunu bilmeden
Coş coşabildiğince
 
Ama yalnızsan
Hele yalnızsan
Bide yalnızsan
Özgürlük bile
 Yalnızsan anlamsız
Yalnızlık bir seçenek mi?
Yoksa bir zaruriyet mi?
Zaruri bir yalnızlıkta yaşıyorsan eğer...


Özgürlük bile senin gibiler varsa anlamlı
Düzene mahkûm olmuş hayatlar içinde
Bağır bağırabildiğin kadar
“ ben özgürüm” diye

Herkes bu düzene mahkûmken ben zincirlerimi kırsam ne yazar...

Özgürlüğün bile yalnızken ne anlamı var...




2 Nisan 2013 Salı

SEVMEK ERKEĞE SEVİLMEK KADINA YAKIŞIYOR...



Aşk deyince kadın gelir ya akla. Ne bilim belki benim aklıma geliyordur. Aşk gibi tutkulu bir şey kadın gibi bir güzelliğe daha çok yakışıyor sanki. Fazlamı feminen oldu ya. Ya işte öyle. Aşkla kadın yazı ile tura gibi sanki. Bak burada da bir ironi oldu! Zıt mıyız yoksa biz yaaaa!!!!


yıllar önce izlediğim en güzel aşk filmi- RÜZGAR GİBİ GEÇTİ
Her neyse. Bu, bu gün fark ettiğim bu gün hissettiğim bir durum değil. Aslında uzun süredir fark ettiğim hatta birkaç yıl evvel roman yazma sürecinde konuya hakim olmak adına sorup soruşturduğum, aşk sohbetleri açıldığında kulak kabarttığım, insanların hikayeleri deşelerken fark ettim. Sanki (ya dilim varmıyor aslında da şüphem oradan:) aşk erkeklere daha çok yakışan bir şey. Ve sanırım onlar bizler gibi eline yüzüne bulaştırmadan seviyorlar. Sevmek erkeğe sevilmek kadına daha çok yakışıyor.


Filmlere bakın hangi aşk filmi sizin içinizi sızlatıyor kadın severken mi yoksa erkek severken mi. Terkedilen erkek mi daha hüzünlü kadın mı? Şimdi aklıma gelen iki film: melekler şehri, izleyenler bilir baş erkek karakter bir melektir ve doktor olan bir kadına aşık olur onun için insan olmaya razı olur. Sonra alacakaranlık serisi, genç kızları böylesine çılgına çeviren şey Edward’ın yakışıklılığı falan değil, hatta ben ilk gördüğümde bunun nesini beğeniyorlar oğlanın kanı çekilmiş kupkuru bişi demiştim. Edward’ı da böylesine çekici kılan şey aşk. Hatta filmde kız da Edward’a aşıktır ama kimse onun aşkının büyüklüğünden heyecanından bahsetmez. Aşık olan erkek daha dikkat çeker.


Şimdi gelelim durumun psikolojik yanına. Ya evet biliyoruz aslında yıllardır duyarız. Erkeklerin at, avrat, silah üçlemesini. Bizde yoktur mesela. Bizde çocuğum, evim, mutfağım. Bu üçlemin içinde erkek yoktur. Sanırım birazda bundan kadınların yalnız yaşayan erkeklere oranla hala güçlü kalabilmeleri. Oysa erkek, sanki bu dünyaya sadece sevmek için gelmiş, kadınların o iç çekişmelerinden uzak doğal, saf, sade ve tutkuyla sevmek istiyorlar. Sevdiklerinde her kadın güzel, sevmediklerinde terk etmek için her yol mubah onlara. Bunu örneklerle desteklemek o kadar kolay ki. Terkedilen bir erkek zavallı olurken terkedilen bir kadın hırsıyla kavrulur. Kadın yuvasının bozulmasından sıkıntılıdır sadece bir erkeği kaybetmekten değil. Erkeğin üçleminde çocuk olmadığı için terkedilirken çocukları bahane göstermek aklına gelmez. Ama kadın evi ve çocuğu ön plandadır ve onlar için sevmediği bir adama katlanabilir. Ama bunu erkek yapmaz. Erkek sevilmediği ve sevmediği bir kadına katlanmaz. 


Ve işte tam bu nedenlerle aşk erkekler için yaratılmış bir kavram. Ve en çokta onlara yakışıyor. Bizim beynimiz aşkın duruluğunu kavrayabilmek için fazla karmaşık. …


Aşkımmm aşk en çokta sana yakışıyor:)